“… Kelebek gelmedi. Gelmeyince sümüklü böcek yolculuğa hazırlandı. Demir asa, demir çarık gidecekti;yine bulacaktı kelebeği,yine duyulmadık türküler söyleyecekti ona, sevgili kelebeği teselli edecekti, ona mavinin, yeşilin hiçliğini anlatacaktı…
…Sümüklü böcek şimdi hâlâ yoldadır, kelebeği arar durur. Yağmur sonlarında bahçenize çıkarsanız görürsünüz. Sümüklü böcek yağmur sonlarında bir yerde duramaz olur, gözleri göklerde, yürür gider. Belki de bu, yağmur sonu gökleri kelebeğin kanatlarını andırdığı içindir.
Ya, sümüklü böcek hâlâ gider işte böyle… ama budala bir âşık değildir, iyi şeyler düşünmeye her zaman devam etmiştir. Yavaş gitmesi bundandır. Geçtiği her yere parlak bir yol çizer incecikten. Bu parlak yol, sümüklü böceğin en iyi, en güzel düşünceleridir. Bilginler bu parlak yola eğilselerdi,çok şeyler bulabilirlerdi. Ama sümüklü böceği küçük gördüler, yolunu beğenmediler,eğilmediler, büyük büyük şeyler aradılar, atom bombasını buldular.”
komik insanlar var… güldürebilen falan böyle..bi deee.. güldürürken kendini zavallı konumuna sokan, güldürürken nefret ettiren,güldürürken düşündüren, güldürürken gülen, güldürürken kafasındaki senaryoyu belli eden… hepsi farklı.. gel gör ki hepsi güldürüyo işte..
son okul yılımın şerefine… üniversiteyi ilk kazandığında tapusunu almışçasına benimseyip havalanan ergenuslar… bakın bitiyo işte.. hadi şimdi o okulunuzun amblemini taşıyan anahtarlığı yavaşça yere bırakın. sakin olun ve önünüzdeki üniversite yıllarının tadını çıkartın.
“Her şey düşündüğünden daha karmaşıktır. Hakikatin onda birlik kısmını görürsün ancak. Yaptığın tüm seçimlere ilişik milyonlarca küçük şey vardır; yaptığın her seçimle hayatını mahvedebilirsin. Ama belki bunu anlamadan 20 yıl geçer ve sen bunun neden kaynaklandığını asla bilemezsin. Bunu sonlandırmak için eline sadece bir fırsat geçer. Elinden geleni yap ve kendi ayrılığının sebebini bul. Kader yoktur derler ama vardır aslında; kaderini kendin yaratırsın. Dünya yüzyıllar boyunca devam etse de, sen burada çok minik bir zaman diliminde bulunuyorsun. Vaktinin büyük bir kısmı ölüyken veya henüz doğmamışken geçip gider. Hayatta olduğun vakitse yıllarını; bir telefonu, bir mektubu, birinin bakışını ya da her şeyi yoluna sokacak bir şeyi haybeye bekleyerek boşa harcarsın. Ama o şey asla gelmez, geldiğini sanırsın belki ama gelmez aslında. Sen ise ömrünü, anlaşılmaz bir pişmanlık ya da iyi bir şeyin gerçekleşeceği gibi daha da anlaşılmaz bir umutla geçirirsin. Sana bir bağlılık hissi verecek, tamamlandığını ve sevildiğini hissettirecek bir şeyi.
Aslına bakarsan çok öfkeliyim. Aslına bakarsan deli gibi mutsuzum. Aslına bakarsan çok uzun zamandır çok canım yanıyor. Bir o kadar zamandır iyiymişim gibi rol kesiyorum. Sırf hayatıma devam edebilmek için. Sırf… Niye bilmiyorum. Belki de kendi acılarıyla uğraştıklarından ötürü, kimsenin benim acılarımı dinlemek istememesindendir. Herkesin amına koyayım. Amin.”